Yazılar

Toprağın canını emen tahıl: Yulaf

Son yıllarda gündelik beslenme alışkanlıklarımız arasına her geçen gün daha fazla girmeye başlayan bir besin var: Yulaf. Daha çok ezme şeklinde ve çeşitli destekleyici besinlerle birlikte kahvaltılık olarak tüketilen, lapası yapılan, gözlemelere, keklere, atıştırmalıklara ve birtakım fırın ürünlerine katılan yulaftan yapılan bisküvi ve ekmekler de artık market raflarında yaygın olarak görülebiliyor. Yulaf, bugünlerde özellikle diyet programlarının vazgeçilmez besini haline gelmiş durumda. Peki, bu nasıl oldu? Asırlardan beri bilinmesine rağmen daha ziyade hayvan yemi olarak kullanılan ve özellikle de halen dünyanın çok yoksul bölgelerinde beslenme kültürünün temelini oluşturduğunu bildiğimiz bu tahıl türü, nasıl oldu da beslenme diyetlerimizin orta yerine gelip yerleşiverdi? Neden?



En sağlam kök sistemi

Tıbbi literatürde “avena sativa” olarak bilinen ve kültüre alınması örneğin buğday ve arpa kadar erken olmasa da asırlardan beri insan hayatında önemli bir yeri olan yulaf, taneleri oldukça sağlam ve pişmesi zor bir tahıl türüdür. Tahıllar arasında kök sistemi en sağlam olan ve toprağın yaklaşık 20-25 cm derinine kadar kök salabilen bu bitkinin anavatanına ilişkin muhtelif görüşler vardır. Bazı botanikçiler tarafından Doğu Avrupa ve Tataristan, Orta Avrupa, Güney Avrupa ve Doğu Asya’ya izafe edilse de M.S. 2. yüzyılda yaşayan Bergama doğumlu ünlü Antik Romalı Galenos’un yazdıkları, yulafın kökeninin Anadolu’da da oldukça eskiye dayandığını göstermektedir. Galenos, ekmeklik tahıl olarak kullanılan beyaz yulafa ilave olarak özellikle de Batı Anadolu’da kırmızı yulafın hayvan yemi olarak kullanıldığını ve atların beslenmesinde önemli olduğunu kaydetmiştir.

Suudi Arabistan, İran ve Transkafkasya bölgelerinde de bilinmekle birlikte Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs havzasında yoğunluk gösteren kırmızı yulafın bugün İstanbul’un bulunduğu yerde kurulan en eski şehir olan Bizans’a (M.Ö. 7. yüzyıl) atıfla “avena byzantina” ismiyle adlandırılmasını tahılın anavatanına ilişkin bir veri olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Nitekim A. İ. Malzew ve N. İ. Vavilov gibi ünlü botanikçilerin milâdın ilk dönemlerinde Anadolu’da yulaf kültürünün yapıldığına ve bitkinin batıya ve kuzeye buradan yayıldığına işaret etmiş olmaları, yulafın Anadolu coğrafyasında ne kadar eskiye gittiğini gösteren bir delildir. Öte yandan yulaf tarımının Selçuklu ve Osmanlılar tarafından çok ciddiye alınması ve kıtlık zamanlarında yulafın Anadolu’da ekmeklik tahıl olarak kullanılması bitkinin bölgedeki varlığının tarihî sürekliliğe sahip olduğu göstermektedir.

Yulafın en etkileyici özelliğinin, benzersiz kök sistemi olduğu söylenebilir. Toprağın olabildiğince derinine temas eden bu kök sistemi sayesinde diğer tahıllara nazaran topraktan daha çok faydalanan yulafın karbonhidrat, protein, lif ve yağ (buğday, arpa ve çavdara kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla yağ oranına sahiptir) bakımından zengin olmasına ilave olarak E vitamini, çeşitli antioksidanlar, glutamin, beta-glukan, avenanthramide, avenin (bir bitkisel protein) potasyum, kalsiyum, demir, fosfor, çinko, manganez ve magnezyum gibi maddeleri ihtiva etmesi önemlidir. Yine sözünü ettiğimiz bu kuvvetli kök sisteminin, soğuktan fazlasıyla etkilendiği için dağ eteklerini ve sahil bölgelerini seven yulafın çavdardan sonra en az toprak seçen tahıl olması ile de ilgisi vardır. Bu tahıl, yeterince neme sahip olduğu takdirde fakir bir toprakta da yetiştirilebilmektedir.

Sağlıklı bir cilt için birebir

Eski devirlerden beri ilaç olarak kullanılan yulafın en dikkat çekici özelliklerinin başında, cilt sağlığı açısından son derece işlevsel bir besin olması gelmektedir. Muhtevasında bulunan çinko aracılığıyla cildi temizlediği ve zararlı bileşikleri etkisiz hale getirdiği bilinen yulaf, demir aracılığıyla cilt hücrelerindeki nemi beslemekte, manganez ile şişlik ve iltihapları gidermekte, deri gözeneklerini daraltmakta ve gençlik etkisi meydana getirmektedir. Yine içeriğindeki magnezyum ile kan dolaşımını normalleştirerek cildin yenilenmesine katkı sağlamakta, E vitamini, antioksidanlar, avenanthramide ve glutamin ile kas liflerini yenilemekte, kaşıntıya, şişliklere ve kan basıncına iyi gelmektedir.

Yulafın, başta hava kirliliği olmak üzere günümüzün çevre koşulları nedeniyle en önemli sağlık sorunlarımızdan biri haline gelen cilt rahatsızlıkları için mucize kabilinden bir şifa kaynağı olduğu görülmektedir. Bu bakımdan, her gün düzenli olarak yulaf tüketmenin, nemini muhafaza ederek ışıltılı hale getireceği cildimizi egzama ve tahriş gibi iltihaplı rahatsızlıklardan koruyacağı, hatta küçük çaplı yaralar, yanıklar ve çürüklerin iyileşme sürecini de hızlandıracağı söylenebilir. Öte yandan “kontakt dermatit” ve “atopik dermatit” gibi alerjik rahatsızlıkları olan bireylerde cilt reaksiyonlarının olabileceği de belirtilmelidir. Bu bahiste, yulafta bulunan faydalı maddelerin etkinliğinin C vitamini ile zenginleştiğini, bundan dolayı örneğin sabah kahvaltısında yulafın yanında portakal suyu tüketmenin yulafın olumlu etkilerini arttıracağını da not edelim.

Damarları temizliyor

Son yıllarda öneminin giderek daha fazla anlaşılmasıyla insan tüketimine özel olarak ıslah edilen ve hayvan yemi olarak kullanılan cinsinin aksine yüksek oranda beta glukan ihtiva eden türleri üretilen yulafın faydaları yalnızca cilt sağlığı ile sınırlı değil. Bağışıklık sistemini güçlendiren, içeriğindeki beta glukan aracılığıyla kan şekerini düşüren ve kolesterolü dengeleyen mucizevi bir bitkiden söz ediyoruz. Antioksidan yüküyle damar duvarlarında biriken yağ kalıntılarını, kötü birikintileri temizliyor. Sağlıklı yağ içeriğiyle kalp hücre sağlığını ve dolaşım sistemini destekleyerek kalp rahatsızlıklarına karşı amansız bir şekilde mücadele etmek de yine onun işi. Kanser hücrelerinin büyümesini engelliyor, kolon kanseri riskini azaltıyor ve beyaz kan hücrelerinin hareketlerini arttırarak insanların hasta olmalarına mani oluyor. Bir çeşit muhafız yani. Öte yandan yulafın akşam öğününde tüketilmesi durumunda hem iyi bir uyku uyumaya katkı sağlayacağını hem de iyi bir güçlendirici olacağını da vurgulamadan geçmeyelim.

Yulafın günümüz insanının en fazla dikkatini çekecek özelliklerinden biri, kuşkusuz kilo kontrolüne sağlayabileceği katkıdır. Her geçen gün doğal olarak diyet listelerinin demirbaşı haline gelen yulaf, insanın günlük gereksiniminin yüzde on beşini karşılayan proteinin yanında muhtevasında yer alan ve damak tadını düzenlemekle kalmayıp hem ansksiyeteyi azaltan hem de kan şekerini dengeleyen yavaş karbonhidrat ile günlük ihtiyacımızın tamamını karşılayacağımız yüksek lif oranıyla enerji veren ve tok tutan bir besindir. Bütün bu özellikleri nedeniyle de her gün düzenli olarak yulaf tüketmek metabolizmayı hızlandıracak, gün içerisinde aşırı yemek yemeyi durdurarak fazla kalori alınmasını önleyecek, vücudun yağ ve zararlı madde tutma potansiyelini düşürecek, hatta kabızlığı da önleyecek ve bütün bu etkilerin sonucunda hem gün içerisinde enerjik ve neşeli olunmasına hem de sağlıklı bir şekilde kilo verilmesine inanılmaz katkı sunacaktır.

Zararları da var mı?

Aslına bakılırsa birçok rahatsızlığa iyi gelen ve insan sağlığı açısından adeta fark yaratabilecek niteliklere sahip olan yulafın normal koşullar altında bilinen bir zararı yoktur. Bununla birlikte, içeriğinde bulunan ve bir bitkisel protein olan avenin maddesine duyarlılığı olan insanlar üzerinde başta şişkinlik ve gaz olmak üzere muhtelif sindirim sistemi sorunlarına neden olabilmektedir. Dolayısıyla avenin duyarlılığı olan bireylerin yulaf tüketmemesi gerekmektedir.

Öte yandan, yazımıza son noktayı koymadan önce, tam olarak da içindeki avenin maddesi dolayısıyla yulafın bebeklerin, tayların ve fiziksel kuvvetlerinden istifade edilen çeki hayvanlarının gelişmesinde önemli bir yeri olduğunu hatırlatalım. Yulafın, bebek mamalarının ve hayvan yemlerinin vazgeçilmez bir bileşeni haline gelmesinin nedeni budur.

Yazının Yayınlandığı Sayfa: https://www.star.com.tr/acik-gorus/topragin-canini-emen-tahil-yulaf-haber-1605800/

Wordpress Tema indir